Archive for » Haziran, 2010 «

Hakkımızda

MANASTIR MOLA OTEL,GEÇMİŞ YILLARDA HAN OLARAK KULLANILAN VE ADINI MANASTIR ÇAYINDAN ALAN 10 ODALI BUTİK BİR OTELDİR.

ASLINA UYGUN RESTORE EDİLEREK HİZMETE AÇILAN MANASTIR MOLA OTEL ,DOĞANIN VE TARİHİN KESİŞTİĞİ YERDE ÇOK AYRICALIKLI BİR TATİL OLANAĞI SUNAR.

ASIRLIK ÇINARLARIYLA,DEVAMLI ESEN HAFİF RÜZGARIYLA ,KAVURUCU YAZ SICAKLARINDA AYAKLARINIZI MANASTIR ÇAYININ SERİN SULARINA BIRAKABİLİRSİNİZ.

AYNI ZAMANDA SİNCAP VE KIRLANGIÇLARINDA EVİ OLAN MANASTIR MOLA OTEL DE KUŞLARIN MÜZİKAL ŞOVLARINA VE SİNCAPLARIN BİTMEZ TÜKENMEZ KOVALAMACALARINA DOYAMIYACAKSINIZ.

ŞEHİR HAYATININ STRESLİ YAŞAMINDAN UZAKLAŞIP KENDİNİZİ DOĞANIN BU EŞSİZ GÜZELLİKLERİ İÇİNDE BULMAYA NE DERSİNİZ..?

500 YILLIK ÇINAR AĞAÇLARININ VE ŞIRIL ŞIRIL AKAN MANASTIR ÇAYININ BU SÜPRİS DAVETİNE KULAK VERİN.

Kategori: Hakkımızda  Yorum Ekle
Sosyo ekonomi

Edremit Körfezi sosyo ekonomik durumu ülke ortalamasının üzerinde bulunmaktadır.

Körfez halkı arasında mezhepsel farklılıklar olmasına rağmen, tek toplum olma bilincine çoktan ulaşmış bulunmaktadır. Kazdağı eteklerinde Türkmen ve Yörük köyleri iç içedir ve kız alma-verme, sosyal etkinliklerde birarada uyum içerisinde yaşamaktadırlar. Genel olarak toplumsal bilinçlenme üst seviyelere ulaşmıştır. Toplumsal sorunlarda birlikte çözüm arama güdüsü hakimdir.

Körfez ekonomisinin en temel direği zeytinciliktir. Ülkemiz zeytinciliğinin büyük bölümü bölgemizden karşılanmaktadır. Bununla birlikte turizm sektörü bölgenin ikinci ekonomisidir. Daha çok yerli turistin ilgi odağı olan körfezimiz, yaşam kalitesinin yüksekliğine rağmen akdeniz bölgesi şartlarına göre daha ekonomiktir.

Orman köylüsü geçimini genel olarak tarım ile sağlamaktadır. Dağ turizmininde etkili olması ile birlikte bir çok gelir noktası oluşmuştur.

Sarıkız Efsanesi

Kazdağları’nın en ünlü efsanesi ”Sarıkız” inanışıdır.

Kazdağı, söylenceler açısından da oldukça zengin. Adı mitolojide İda olarak geçiyor. Homeros İlyada’da ‘‘Bol pınarlı, vahşi hayvanların anası’’ olarak İda Dağı’ndan sık sık bahsediyor. Efsaneye göre Hera, Afrodit ve Athena’nın katıldıkları, Truva Savaşı’na yol açan o meşhur güzellik yarışması burada yapılmış, Zeus burada doğmuş, tanrılar Truva Savaşı’nı buradan izlemiş ve Afrodit ilk kez burada aşık olmuş.

Kazdağı’nın ismiyle ilgili en önemli efsane ise Sarıkız Efsanesi. Efsaneye göre, Edremit’in Güre Köyü’nde Sarıkız adında çok güzel, iyi yürekli bir kız yaşarmış. Kendisini sevmeyenlerin iftiraları sonucu babası Sarıkız’ı 5-10 kazla birlikte İda Dağı’na bırakmış. Bir süre sonra kızını görmeye gelen baba, kızından su istemiş ve Sarıkız dağın tepesinden elini körfeze uzatarak tasını doldurunca kızının erdiğini anlamış. Sırrı anlaşılan Sarıkız orada, buna çok üzülen babası ise İda Dağı’nın başka bir tepesinde ölmüş. Bu efsaneye göre İda Dağı Kazdağı, dağın doruğu Sarıkız Tepesi, kızın babasının öldüğü yer de Babadağı olarak anılmaya başlar.

Güre’nin üstünde yer alan Kavurmacılar Köyü’nde yaşadığına inanılan Sarıkız için her yıl Ağustos ayında bir hayır düzenleniyor. Köyde keşkek, pilav, nohut pişirilip yeniyor, şerbetler içiliyor. Terkedilmiş görünümlü köyde kalan beş-altı ailenin yanısıra yeni yapılanmalarada rastlanıyor. Bir başka doğal özelliğini koruyan köy ise ”Yassıcalı”, evleriyle dikkati çekiyor. Sarıkız Şenliklerine olan ilginin her yıl arttığı gözlenmekte, katılımın yüksek olması etkinliklerin zenginliğini arttırmaktadır. Son yıllarda yurdumuzun çeşitli bölgelerinden ve yöremizden gelen folklorik ekiplere yurtdışından gelen misafirler de katılmaktadır.

Askerlik

Askerlik çağı gelen ve askerlik kağıdı gelen gençler akrabaları ve komşuları tarafından toplu olarak her öğün ayrı evde olmak üzere yemeğe davet edilirler.Her genç helalleşip evinden ayrılırken işleri yolunda gitsin diye arkasından su dökülür.Askere gidecek gençlerle,köy halkı köy meydanında toplanır ve köy imamı çağrılarak dua edilir.Bu törene gelenler askere gidecek gençlerin cebine para koyarlar.Gençler askere uğurlandıktan sonra askere giden gençlerin evleri ziyaret edilir. Askere giden gencin evine huzur içinde dönmesi için gencin ailesi tarafından “Sıvık hamur”dan saç üzerinde çırpma pişirilerek bu hamur işi komşulara dağıtılır.Bu olaya “Döndürme” de denilmektedir.Yörede askerliğini yapmayanlar çocuk ve cahil sayılmaktadır.

Doğum

Çocuk ailenin temelini sağlamlaştıran, neşe sevinç kaynağıdır. Ancak çocuk sahibi olamayan kadınlar diğer yörelerde olduğu gibi bu yörede de çeşitli yollara başvurmaktadır. Bunların başında adak yerlerini ziyaret etmek gelmektedir. Ayrıca evde hazırlanan koca karı ilaçları diye tabir ettiğimiz ilaçlarda kullanılmakta ve bu konuda çeşitli inanmalar uygulanmaktadır. Yörede doğacak olan çocuğun cinsiyetini saptamak içinde çeşitli yöntemlere başvurulur. Bu yöntemlerden birisi ateşe şap atmaktır. Şap yanınca kabarmaya başlarsa doğacak çocuk erkek,kabarmazsa kız olacağına inanılır. Başka bir yolda gebenin sütünü bir bardak suya damlatmaktır. Süt dağılmadan dibe inerse erkek,dağılırsa kız çocuk beklenir.
Doğacak çocuğun genellikle baba tarafından evin ocağını tüttürecek,soylarını sürdürecek bir erkek çocuk olması istenir. Doğumun kolaylaştırmak için de şunlar yapılır:

Hocalara tabar verilir. Onlarda içine dualar yazarlar. Daha sonra tabağın içine su konur ve gebeye içirilir. Gebenin örülü saçları,düğmeleri çözülür. Evdeki kapıların ve sandıkların kilitleri açılır. Ayrıca gebe kadının bağırışlarının başkalarınca duyulması çok günah sayılır. Duyanlar günahları bağışlanana dek çocuğun doğmayacağına inanılır.

Birkaç kez çocuğu olup ta ölen anneler,buna bir çare bulabilmek için kendilerince tedbirler alırlar. Bunlardan bazıları şunlardır: Hasan adlı üç çocuktan birer çivi alınır. Bunlar demirciye verilir. Demirci bunlardan gece yarısı bir bilezik yapar. Çocuk doğar doğmaz bu bilezik koluna takılır. Gebenin önüne yeni kalaysız bir bakır tepsi konur. Çocuk bu bakır tepsinin içine doğar. Daha sonra tepsi bir yoksula verilir.

Hiç çocuğu ölmemiş birkaç anneden,birer parça bez alınır. Bunlardan dikilen gömlek,doğar doğmaz çocuğa giydirilir. Doğum olduktan sonra doğan bebeğin göbeği kesilirken ebe tarafından bebeğe göbek adı verilir. Daha sonra genellikle üç gün içinde çocuğun adı verilir. Ailenin büyüğü,yaşlı bir erkek tarafından çocuk kucağa alınır ve kıbleye karşı döner. Çocuğun kulağına ezan okur,üç defa da adını söyler. Böylece adı verilmiş olur. Çocuğa genellikle erkek tarafına öncelik tanınarak büyükannenin yada dedenin adı verilir. Çocuğun doğduğu yedinci günde çocuk Mevlidi okunur. Mevlide bu mutlu günü kutlamaya gelen yakınlar çağırılır.
Çocuğun ellerinin doğduğu zamanki durumuna göre geleceğine ilişkin tahminler yürütülür. Örneğin elleri kulaklarına doğru kalkmış durumdaysa ileride büyük adam olacağına, göğsünde ise bilgiç olacağına,doğar doğmaz ellerini bir şey arar gibi kımıldatırsa iyi huylu olacağına inanılır.

Çocuğa meme verilmesi için doğumun üzerinden üç gün geçmiş olması gerekir. İlk memeden önce Kur’an üzerinden toz alınır. Bu toz çocuğun ağzına ve annesinin memesine sürülür. Loğusaya özel bir özen gösterilir ve “al basmasına” uğramaması için çaba harcanır. Bu nedenle ölü evinden gelenlerin bir yere uğramadan loğusaya gelmelerinin,kırklar çıkmadan iki loğusanın görüşmesini ve loğusanın yalnız kalmasının sakıncalı olduğuna inanılır. Ayrıca loğusa al basmasından korunabilmek için kırmızı kurdele bağlar.

Otuz gün boyunca anne dışarı çıkmaz. Hep evde kalarak bebeğiyle ilgilenir. Yirmi yedi veya yirmi dokuzuncu gününde çocuk yıkanır. Günün tekli sayılarla bitmesine dikkat edilir. Suyun içine bir gümüş,bir altın yüzük atılır. Ayrıca bir süpürge çöpünü 29 kez parçalayıp suya atılır. Bu suyla önce bebek sonra anne yıkanır. Sabahtan yıkanma işlemi bittikten sonra öğleden sonra en yakınlarına kırk uçurmaya giderken genç anne güzel giyinip süslenirse ileride bebek büyüyüp genç kız veya delikanlı olunca, süsün giyiminin yakışacağına inanılır.

Gidilen yerden geri dönülürken ev sahibi bebeğe,para mendil,yumurta,ekmek vb. verilir. Yumurta,yumurta gibi güzel olsun,ekmek eli ekmek tutsun, para,parasız kalmasın, mendil;temiz olsun diye verilir. Bebek kırk uçurmaya gittiği yerden boş döndürülmez. Anne ve bebeği,bütün yakınlarını dolaşarak kırk uçururlar. Otuz yedinci yada otuz dokuzuncu günü otuz kırkında işlem tekrarlanır. Anne ve bebeği yıkanırlar. Yine öğleden sonra en yakınlarından birine gidip kırk kırkını uçururlar. Çocuk altı aylık olunca babasının cebinden para aldırılır. Çocuğun aldığı paraya göre yorum yapılır. Çocuk az para aldıysa ileride nasibinin az olacağına, çok aldıysa nasibinin çok olacağına inanılır. Çocuğun aldığı parayla akşam ellerine kına yakılır. İsteğe göre bu akşam eğlence de düzenlenir.Zamanı geldiği halde yürüyemeyen çocuklar sela vakti kollarından tutularak sallanır. Eğer yürüyüp de düşüyorsa hamurdan büyükçe bir simit pişirilir. Bu simit çocuğun başından aşağıya geçirilir. Ayak hizasına geldiğinde parçalanırı ve mahallenin çocuklarına dağıtılır.

Sünnet

Sünnet düğünü erkek çocuğun sünnet ettirilmesinin kutlanmasıdır. Sünnet düğününü yapan aile oğlunun sünnet edilmesine duyduğu sevinci, yakınlarıyla bunu kutlayarak paylaşır. İslam Dininin gereklerinden olan her erkek çocuğunun sünnet edilmesi halk arasında bazı gelenekleri beraberinde getirmiştir.

Düğün sahibi düğünden önce bir takım hazırlıklara başlar. Daha önceden çağrılan yengeler, Çarşamba günü düğün evine gelerek sünnet çocuğunun karyolasını süsler. Perşembe günü yengeler düğün sahibi adına çok yakınlara kına,tanıdıklarına da şekerle sünnet düğününe çağırırlar. Düğün evinin erkekleri de çağırılması gereken erkek tanıdıkları Pazar günü sünnet düğününe davet ederler. Perşembe veya Cuma günü düğün için ekmek yapılır. Aşçı, bulaşıkçı ve tefçi,davulcu tutulur.

Cumartesi akşamı kadınlar toplanır. Mevlit okunur. Mevlit bittikten sonra sünnet olacak çocuk ortaya oturtulur ve eline genellikle sırça parmağına kına yakılır. Sünnet çocuğuna kınayı yengeler yakar. Düğün sahibi yani sünnet çocuğunun annesi kına yakan yengelere iğne oyalı bez örtü verir. Orta yerde kına yakılırken sünnet çocuğunun yakınları para takarlar. Bir süre sonra kalabalık dağılır. Pazar günü davetliler sabah 10-13 civarı verilen davete gelirler. Davete gelenlere sofra açılır,yemek verilir. Sünnet çocuğuna davetliler para,altın takarlar. Davetliler yemeklerini yedikten sonra sünnet çocuğunu gezdirmek için beklerler. Bir at getirilerek sünnet çocuğu bu ata bindirilir. Atın üstüne duvar halısına benzeyen küçük ipek dokuma halı serilir. Atın kulak kısmına kırmız veya mavi krep asılır. Bunun yanında havlu,çamaşır vb. de asılabilir. Bütün bu asılanlar daha sonra atın sahibine kalır.

Ata bindirilen sünnet çocuğu davul zurna eşliğinde,atın arkasında konvoy oluşturan yakınlarının kullandıkları arabalarla mahalle aralarında gezdirilerek tekrar düğün evine gelinir. Daha önce bir yakını tarafından tembihlenen çocuk attan inmez. Çocuğun attan inmesi için yakın akrabaları ve babası vaatlerde bulunur. Çocuk istediği şeyi almaları için ” tamam ” dedirtinceye kadar attan inmez. Bu pazarlıktan sonra attan inmeye razı olan çocuk attan inerken başından şeker serpilir. Attan indirilen çocuk yakınları tarafından sünnet odasına götürülür ve sünnetçi tarafından sünnet edilir. Sünnet edilirken çocuğun yanında babası ve yakınları da bulunur. Eğer sünnet çocuğu tekse çocuğa arkadaş olacağına inanıldığı için düğün evinin penceresinden aşağıdaki çocuklara doğru horoz uçurulur. Kim kaparsa horoz onun olur. Sünnetten sonra düğüne çağrılan kadınlar gelir. Onlara sofra açılır. Yemek verilir. Daha sonra tefçi eşliğinde oynarlar. Gündüz düğüne gelen kadınlar oynarlar. Akşamüstü kalabalık dağılır. Akşam yine toplanılır ancak bu kez meydan genç kızlarındır. Akşam da genç kızlar oynar. Geç saatlerde düğün sona erer.

Düğün

Günümüzde artık kırsal kesimde uygulanan bu adetler gün geçtikçe azalmakta ve çağa yenik düşmektedir.Kırsal kesimde uygulanan evlilik aşamaları şöyledir:

Görücü usulüyle kız beğenilir.Erkek tarafı yakınlarından birkaç kişi dünür olarak görevlendirilir.Dünürler iki kez kız evine giderler.Birincide iyi karşılanırlarsa ikinci gidişte kızı isterler ve söz kesilir.Söz kesmeye “el öpme” denir.Kız evine oğlan evinden yiyecekler ve giyecekler hediye olarak gönderilir.Kız evinde verilen davette oğlan evi hazır bulunur ve söz kesimi gerçekleşir. Perşembe veya Pazar gününe rastlayan bir gün için nişan tarihine karar verilir.Nişanda maddi güce göre her iki tarafta hediyeler alır ve nişanda bu hediyeler takdim edilir.

Oğlan evi düğün yapmaya karar verdiğinde kız evine haber gönderir.Karşılıklı düğün hazırlıkları başlar.Kızın yengeleri kız tarafını,oğlanın yengeleri oğlan tarafını düğüne davet ederler.Buna “düğüne okuma” denir.Düğünün başladığı gün kadınlar arası eğlence yapılır ve buna “ikindi kınası” denir.Erkekler keşkek döğer,kına gezdirir ve misafirleri ağırlar.Bütün bunlar damadın yakın arkadaşı “sağdıç” ve arkadaşları tarafından yapılır.Bir de bayraktar vardır.Bu kişi düğün konvoyunun önünde Türk bayrağını taşıyan kişidir.İkinci gün “oturma” adı verilen eğlenceler yapılır.Bu günün akşamında da “Kına Gecesi” gerçekleştirilir.Düğünün ikinci günü davetli evlerden davul zurna eşliğinde hediyeler toplanır.

Düğün eğlencelerinde kızlar ve erkekler ayrı evlerde toplanarak oyunlar oynanıp,maniler söylenir. Düğünün son gününde “Gelin Çıkarma” yani gelin alma gerçekleşir.Günün sabahında damadın arkadaşları toplanıp başta bayraktar ve arkasında konuklar ve akrabalarla kız evine giderler.Çalgılar eşliğinde kız evinden dışarı çıkar ve gelinin başına bereket gelmesi amacıyla buğday sepilir.Böylece damat evine getirilir.Bu arada kızın çeyizi de bu düğün kervanıyla birlikte veya daha önce erkek evine taşınır. Gelin erkek evine geldikten sonra odasına çıkarılır.Camide yatsı namazını kılan ve arkadaşları tarafından eve getirilen damat çeşitli şakalarla birlikte gerdeğe girer.Birkaç gün sonra da kız evi ve erkek evinin ziyaretleriyle evlilik töreni sona erer.

Kazdağı

Kaz Dağı ya da İda Dağı, Edremit Körfezi’nin kuzeyinde Çanakkale ve Balıkesir illeri arasında yer alan bir dağ sırasıdır.

Kaz Dağı ya da Kaz Dağları olarak iki biçimde adlandırılan dağ büyük ölçüde Biga Yarımadası’nda uzanmaktadır. En yüksek tepesi olan Kaz Dağı 1774 m.dir ve Balıkesir’in Edremit ilçesi Güre beldesinin Kuzey Batı istikametine düşmektedir.

Çanakkale’nin Bayramiç ilçesi Ayazma mesire yeri ise Kaz Dağı zirvesinin Kuzey batısına düşmektedir ve mesire yerine ulaşmak için Bayramiç’ten yaklaşık 17 km’lik Evciler Beldesi yolunu takip edip Evciler’den sonra 6 km’lik yol aşılarak ulaşılabilir. 17.04.1994 tarih ve 21555 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan 93/4243 sayılı Bakanlar Kurulu kararı ile Dağın Balıkesir İli Edremit İlçesi sınırlarında kalan 21.300 hektarlık bölümü Kazdağı Millî Parkı olarak ilan edilmiştir.

Kazdağı, Antik dönemlerde “İda” olarak adlandırılmış ve pek çok önemli olaya ev sahipliği yapmıştır. İsminin giritli denizciler tarafından, Giritte Zeus’un doğduğu İda Dağı’na atıfta bulunmak için İda konduğu mitolojide yer alır. Bundan ötürü dağ Yunan mitolojisinde önemli bir yere sahiptir.

Homeros’un İliada destanında “bin pınar ida” olarak geçmektedir.

Kaz Dağı çevresi büyük ölçüde ormanlar ile kaplıdır ve yakınında yerleşim oldukça seyrektir. Bölgedeki en önemli merkez Çanakkale’nin Ayvacık ilçesine bağlı Küçükkuyu ve Balıkkesir’in Edremit ilçesine bağlı Altınoluk beldeleridir. Yarımadadaki önemli akarsulardan Karamenderes ve Biga Çayı ile çevredeki köy ve diğer yerleşim yerlerine içme suyu sağlayan küçük ölçekli kaynaklar bu dağdan doğmaktadır.

Kazdağı Endemik Bitki Örtüsü

Milattan önce 1200’ler: Anadolu Yarımadasında kurulu, dünyanın iki süper devletinden biri olan Hitit İmparatorluğu aniden yıkılır. Bütün Hitit şehir kalıntılarında bu tarihlere ait kalın bir kül tabakası vardır.


Söz konusu yıkım sadece Hititler değil, bütün Anadolu halkları için geçerlidir. Batıdan doğuya doğru hızlı bir şekilde genişleyen, vahşi bir yıkım göz önüne serilir. Öyle hızlı ve ani bir yıkımdır ki bu, Anadolu yazılı kaynaklarında işgalle ilgili bir belgeye rastlamak neredeyse olanaksızdır. Vahşi, göçebe ve savaşçı kuzey halkları (Deniz halkları) Balkanlardan Anadolu’ya saldırmışlar, burayı boydan boya tahrip ettikten sonra Doğu Akdeniz ve Mısır’a kadar dayanmışlardır. Mısır yazılı metinleri bu saldırıdan dehşetle, saldırganların Mısır’dan kovulmalarından ise övgüyle bahsetmektedir. Tarihin gördüğü en vahşi saldırı, belki de ilk dünya savaşıdır bu. Anadolu insanı barbar kabileler tarafından katledilmiş, uygarlık tamamen yok edilmiştir. Öyle etkili bir saldırıdır ki, yıkımdan sonra, bin yıldan beri Anadolu’da kullanılan ve uygarlık ölçütü olarak bilinen yazı ortadan kalkmıştır. Arkeoloji literatüründe “Karanlık Çağlar” olarak adlandırılan dönem bu yıkım ile başlamıştır. MÖ 1200-750 yılları arasında Anadolu kör bir karanlığa gömülmüştür. Yazının olmadığı, kentlerin ortadan kalktığı bu dönemle ilgili olarak ancak ilkel kabilelere özgü basit keramik parçalara ulaşılabilmiştir.

TV & Basın

MANASTIR MOLA OTEL AYNI ZAMANDA BİR ÇOK DİZİ FİLM, KLİP VE BAZI TV PROGRAMLARI ÇEKİMLERİNE DE EV SAHİPLİĞİ YAPMIŞTIR. MANASTIR MOLA OTEL’DE GERÇEKLEŞTİRİLEN BAŞLICA PROGRAM  VE DİZİLER ŞUNLARDIR;

TV DİZİ VE PROGRAMLARI
* GÜNEŞE DOĞRU
* GELİN DİZİSİ
* ŞERO AĞA
* ZEYTİN DALI
* GECELER YARİM OLDU
* SEVMİŞ BULUNDUM GÜZELİM
* GEZELİM GÖRELİM

GAZETE VE DERGİLER
* ZAMAN GAZETESİ
* ZEYTİN DERGİSİ
* KÖRFEZDE SONSÖZ GAZETESİ
* ROTA TATİLDEKİ YÖNÜNÜZ ADLI BASIN YAYIM GAZETE VE DERGİLERİNDE DE MANASTIR MOLA OTELE YER VERİLMİŞTİR